uyan, barış...

matrix seni izliyor.


Ne Yazacağımı Bilmeden Başlıyorum

Hiçbir şey netleşmeden yazmaya başlamak üzerine bir düşünce. Yapay zekanın çalışma biçimimi nasıl değiştirdiği — ve zekâ ile omurga arasındaki o boşluk üzerine. İletişimin bu çağın en hafife alınan becerisi haline gelişi, ve kaldıracı sürekli kullanmanın getirdiği sessiz bedel: bir süre sonra onsuz nasıl ittireceğinizi unutuyorsunuz.


Bu yazının en dürüst cümlesi şu olabilir: Ne yazacağımı tam bilmeden başladım.

Uzun zamandır bir blog yazısı yazmak istiyordum. Ama oturup “işte şimdi gerçekten yazmaya değer bir şey buldum” dediğim bir an gelmedi. Bunun sebebi son zamanlarda edindiğim kötü alışkanlıklar mı, yoksa gerçekten yazmaya değer bir şey bulamamam mı, çok emin değilim. Bildiğim tek şey şu: bazen başlamak, konu bulmaktan daha zor.

O yüzden bu yazı biraz da bunun için var. Kusursuz bir çerçevesi olduğu için değil, sonunda başladığım için.

Son birkaç yıl içinde çalışma biçimim kökten değişti. İlk kez ChatGPT kullanmaya başladığım zamanlarda yaptığım şey oldukça basitti: kod parçalarını alıp arayüze yapıştırıyor, cevap alıyor, sonra o cevabı tekrar editöre taşıyordum. Bugün geldiğimiz yerdeyse bütün repo içinde konuşabiliyoruz, çok daha geniş bir bağlamla çalışabiliyoruz. Kullanıcı deneyimi değişti, araçların gücü arttı, akış tamamen başka bir yere evrildi.

Ama benim için asıl ilginç olan, bu dönüşümün sadece araçlarda yaşanmamasıydı. Biz de ürün tarafında buna benzer sert bir dönüşüm yaşadık. Yaklaşık on aydır ikinci versiyonu neredeyse sıfırdan yazıyoruz. Ondan önce de bir yandan ilk versiyonu ayakta tutmaya, bir yandan yeni özellikler eklemeye çalışıyorduk. Yolda şunu fark ettik: başlangıçta verdiğimiz bazı kararlar, o gün mantıklı görünse bile, zaman içinde bizi ciddi şekilde hantallaştırmış. Daha ağır, daha enterprise odaklı bir yapı kurmuştuk. Sonra ürünü hafiflettik. İşin trajikomik tarafı şu: bunu yaparken bir süredir ürünü de satamadık. Bazen doğru yöne dönüyor olmak, hemen sonuç almak anlamına gelmiyor.

Yapay zeka tarafında da benzer bir his var bende. Dönüp bakınca, ilk günlerinde bile bana birçok geliştiriciden daha yetenekli görünüyordu. Hatta bazı konularda benden de iyiydi. Bunu o zaman da kabul edebiliyordum. Problem yeteneksiz olması değildi. Problem başka bir yerdeydi: fazla uyumlu olmasıydı.

Ben buna biraz “omurgasızlık” diyorum.

Buradaki kastım şu: yapay zeka çoğu zaman bildiği en doğru şeyi söylemeye çalışmıyor. Karşısındaki kişinin yeterli bulacağı cevabı, onun anlayacağı biçimde veriyor. İlk bakışta bu büyük bir avantaj gibi görünüyor. Ama cevap alan kişi, aldığı cevabın gerçekten yeterli olup olmadığını değerlendirecek noktada değilse, iş orada tehlikeli hale geliyor.

Çünkü yapay zeka sizi çok kolay memnun edebiliyor. İsterseniz bardağın dolu tarafını anlatıyor, isterseniz boş tarafını. Biraz zorlarsanız ikisini de ikna edici biçimde savunabiliyor. Kod incelemelerinde bunu çok net hissediyorum. İsterseniz size saatlerce problem çıkarabilir. Sürekli yeni bir eksik, yeni bir risk, yeni bir iyileştirme önerisi bulabilir. O review teoride hiç bitmeyebilir.

Tam bu noktada insanın değeri ortaya çıkıyor. Nerede durulacağını bilmek, neyin yeterli olduğuna karar vermek, hangi standardın gerçekten gerekli olduğunu seçmek hâlâ insan işi. Belki de bugün fark yaratan şeylerden biri tam olarak bu: yapay zekanın sınırsız öneri üretme kabiliyeti değil, o öneriler arasında doğru sınırı koyabilmek.

Sanırım birçok kişiye göre yapay zekayı biraz daha verimli kullanabiliyorsam, bunun nedeni cevabı almakla yetinmemem. Ben çoğu zaman sadece sorumun cevabını almaya çalışmıyorum. O cevaba nasıl daha iyi ulaşabileceğimi de öğrenmeye çalışıyorum. Diyelim ki bir problemi on iterasyonda çözdüm. Benim için asıl ilginç soru bazen şu oluyor:

“Aynı cevaba iki iterasyonda ulaşmak için neyi farklı yapmalıydım?”

Bu soru, problemi çözmekten çok bir sonraki problemi daha iyi çözmeyi öğretiyor. Bazen şunu da soruyorum:

“Bu problemi konuşurken benim bilmediğimi bilmediğim neyi fark ettin?”

Bu çok değerli bir soru. Çünkü çoğu zaman sadece bildiğimiz yolların içinde dolaşıyoruz. Yapay zeka da varsayılan olarak bizi çok sert şekilde oradan dışarı itmiyor. Çoğu zaman bizim mevcut düşünme biçimimize uyum sağlayıp oradan bir çözüm üretmeye çalışıyor. Yani siz özellikle istemezseniz, kör noktalarınızı açığa çıkarmak konusunda fazla istekli davranmıyor.

Bu yüzden yapay zekayı sadece cevap veren bir araç gibi değil, tartışabildiğim bir taraf gibi kullanmaya çalışıyorum. Bazen karşı görüşü savunmasını istiyorum. Bazen alternatif yollar üretmesini. Bazen de aynı probleme bambaşka bir zihinsel modelle yaklaşmasını.

Buradan da bence daha büyük bir noktaya geliyoruz: iletişim.

Belki de çağımızın en kritik becerilerinden biri artık bu. Çünkü büyük dil modellerinin tamamı temelde iletişimle çalışıyor. Daha doğrusu insan iletişiminin içinden çıkıyorlar. Hal böyle olunca, derdini iyi anlatabilen, iyi soru sorabilen, karşısındakini yönlendirebilen insanlar bu sistemlerden doğal olarak daha fazla verim alıyor.

Bunun üstüne bir de belli alanlarda derin bir uzmanlık eklendiğinde, etkisi katlanıyor. İyi iletişim ve güçlü domain bilgisi bugün çok ciddi bir kaldıraç haline geldi.

Ama burada küçük bir yanılgı var. Bazen insanlar “Bana da anlat, ben de öyle kullanayım” diyor. Bu cümle kulağa masum geliyor ama aslında çok daha derin bir şeyi atlıyor. Çünkü yapay zekayı iyi kullanmak çoğu zaman sadece birkaç taktik öğrenmek değil. İletişim alışkanlıklarını değiştirmek demek. Soruyu kurma biçimini, derinleşme biçimini, itiraz etme biçimini değiştirmek demek. Bu da bir günde başkasından alınabilecek bir şey değil.

İyi sunum yapmayı sadece iyi sunum yapanları izleyerek öğrenemediğimiz gibi, iyi iletişim kurmayı da sadece tarif dinleyerek öğrenemiyoruz. Pratik gerekiyor. Belki güzel tarafı şu: elimizde bunun için sabırla konuşabileceğimiz bir sistem var. Yapay zekanın en iyi taraflarından biri belki de burada başlıyor. Sadece cevap veren bir araç değil, aynı zamanda iletişim pratiği yapabileceğiniz güvenli bir alan.

Burada merak da çok belirleyici. Merakı yüksek insanlar genelde sadece sonuca bakmıyor. Sürece de bakıyor. Aynı şeyi üç farklı şekilde sorduğunda üç farklı sonuç çıktığını fark ediyor. Dördüncü yolu da merak ediyor. Hatta bunu da doğrudan sorabiliyor:

“Seninle üç farklı şekilde konuştum. Sence burada en etkili dördüncü yol ne olurdu?”

Bence iyi kullanım biraz burada başlıyor. Yani sadece bir şeyi öğrenmek istemek değil, nasıl öğrendiğini de merak etmek.

Yazılım tarafına bu yazıda özellikle derin girmiyorum. Onu ayrı bir yerde konuşmak istiyorum. Burada biraz daha yumuşak, biraz daha insani tarafta kalmak istedim.

Zaten bu metnin oluşma biçimi de bunun bir parçası. Ben bunu yazarak değil, konuşarak kaydettim. Sonra dönüp yapay zekadan bunu daha okunur hale getirmesini istedim. Çünkü artık her cümlesi yapay zeka kokan metinlerden sıkıldım. Buradaki fikirlerin tamamı bana ait olsun, yapay zeka sadece onları daha okunur hale getirsin istedim.

Çünkü dürüst olayım, bazı kaslarımızı kaybettik.

Uzun süre çok yoğun şekilde yapay zeka ile çalışınca bazı alışkanlıklarımın değiştiğini net biçimde hissediyorum. Son dönemde, ürünün yeni versiyonunu ayağa kaldırmaya çalışırken çok yoğun çalıştım. Bu süreçte sabrım daha da azaldı. Aynı anda birden fazla şeye bölünme halim arttı. Yapay zekayı sürekli kullanma dürtüsü oluştu. Çünkü onun ne kadar büyük bir kaldıraç olduğunu gördüğünüzde, o kaldıracı her an kullanmak istiyorsunuz. Bir süre sonra bu sadece verimlilik değil, biraz da refleks haline geliyor.

Bunun iyi tarafları var. Ama bedelsiz değil. Bazen mesleki tatminsizlik gibi başka hisler de yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bunlar muhtemelen başka yazıların konusu olacak.

Bu ilk yazıda söylemek istediğim şey daha basit: Yapay zeka gerçekten çok güçlü. Ama onunla fark yaratan şey sadece aracı kullanmak değil; nasıl sorduğunuz, nasıl tartıştığınız, neyi yeterli gördüğünüz ve neyi hâlâ bilmediğinizin farkında olup olmadığınız.

Belki bu yazının kendisi de bunun küçük bir örneği. Ortada kusursuz planlanmış bir metin yoktu. Sadece başlama isteği vardı. Hatta belki istekten çok, başlamayı daha fazla ertelemek istemeyen bir hal vardı.

Bazen ilk adım için bundan fazlası gerekmiyor.


← ~/blog